5 Şubat 2011 Cumartesi

Osmanlı Tarihi Türk Tarihi Değildir...

Osmanoğullarının kan ve soylarını,aile kökenlerini açıklayan bilgi ve belge sayısı çok azdır. Osmanoğullarından çok önce Anadolu’yu yurt edinmiş Türk Devletlerinin, Osmanoğulları tarafından neden yıkılmış oldukları, başsız ve devletsiz kalan Türk topluluklarının “Osmanlı tutsağı” olarak yüzlerce yıl barış ve savaşta nasıl ezilip yok edildikleri, sürekli gizlenmişti.

Çağın kültüründen, uygarlığından, ülke ve devletin nimetlerinden yararlanmayı ve devlet yönetiminde yer almayı “Öz Türk” ırkına yasaklayan Osmanoğullarının, bu yetki ve nimetleri, yabancı soylu “dönme ve devşirmelere” nasıl peşkeş çektikleri tarih diye okutulan kitapların hiç birinde açıklanmamıştı.

Yeniçeriler, öz Türklerin kan döküp, can vererek kazandıkları kentleri “yağma ve talan etme” yetkisinden başka, o yabancı ülkelerden “kız ve oğlan çocuk tutsak alıp” daha sonra, tutsak pazarlarında satma yetkisine de sahiptiler. Sözde, “padişahın güvenliğini korumak”la yükümlü yeniçeriler, her fırsatta ona başkaldırıyor, diledikleri kelleyi alıyor, dilediklerini taht’tan indirip, dilediklerini çıkarıyorlardı.

Başkent olmuş Bursa, Edirne ve İstanbul sarayları ve çevresinde varsıl ve görkemli “yaşam hakkı” ise Rum, Ermeni, Sırp, Bulgar, Arnavut, Roman, Rus, Yunan, İtalyan ve daha birçok yabancı soy kökenli “devşirme ve dönmeye özgü” idi.
“ Ecdadımız “ diye nitelenen, yüceltilen Osmanoğulları hanedanı, kuruluşundan bitişine dek Türk soyu ile ilintisizdi.

Arap ile Acem kültürlerinin, “din, mezhep, tarikat” gibi yabancı töre ve inançların çıkmazında kalmış Türkler, yüzyıllarca bocaladılar. ”Fatih” sanıyla anılan 2. Mehmet’in başlattığı “Türk düşmanlığı” öylesine acımasızdı ki, 477 yıl boyunca Türk soylu tek bir kişi bile, devlet yönetiminde yer alamamıştır.

Türk Ulusu, bağrından çıkardığı “Mustafa Kemal Atatürk” adlı evladı ve onun kahraman arkadaşları sayesinde “gün ışığına “ kavuşmuş ve 622 yıl sonra Osmanlı Hanedanı’ndan bağımsızlığını koparabilmiştir.

OSMAN GAZİ : 1258 -1326. 
İlk siyasi cinayeti işleyen padişahtır.
Amcası Dündar Bey’i öldürttü. Yerine oğlu Orhan Gazi geçti.

ORHAN GAZİ : 1288 -1359. 
Padişahlığı 36 yıl sürdü : 1324 -1360
Hiç bir siyasal cinayeti işlemeyen Orhan Gazi, 3 evlilik yapmıştı.
1) Yarhisar Rum Beyinin kızı Halofira,
2) Bizans Kara Kuvvetleri Komutanı Kantakuzen’in kızı Teodora,
3) Bizans İmparatoru 3. Andronikos'un kızı Asporce, öteki karılarıdır.
Yerine Halofira'dan (Nilüfer Hatun'dan) doğan oğlu 1. Murat geçti.

1. MURAT : 1325 -1389. 
Padişahlığı 29 yıl sürdü : 1360 -1389
Oğlu Savcı Bey ile kardeşleri (Teodora'dan doğma) Halil ve (Asporce'den doğma)
ibrahim'i öldürttü (1385). 1. Murat, Bulgar Kralı Simon'un kızkardeşi Marya (Gülçiçekhatun) ile evlendi. Taht'a, ondan doğan oğlu Yıldırım Beyazıt geçti.
Öldürdüğü oğlu Savcı Bey, Bulgar Prensesi Tamara'dan doğmaydı.

YILDIRIM BEYAZIT : 1360 -1403. 
Padişahlığı 13 yıl sürdü : 1389 -1402
Kardeşi Şehzade Yakup'u 1. Kosova Savaşı’na giderken öldürdü. 6 oğlu vardı:
Süleyman, İsa, Musa, Mustafa, Mehmet ve Kasım. Mehmet kardeşi İsa'yı, Musa da ağabeyi Süleyman’ı boğdurdu. Tümü babalarının yanında, Bursa'da gömüldüler.
Yıldırım Beyazıt'ın 3 eşi vardı :
1) Germiyanoğlu Süleyman Bey'in kızı Devlet Hatun,
2) Bulgar Prensi Konstantin'in kızı Olga,
3) Sırp Kralı Lazer'in kızı Olivera.

1. MEHMET : 1387-1421. 
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1413 -1421. Bulgar prensesi Olga'nın oğludur. Kardeşlerini öldürüp taht’a çıktı. 32 yaşında öldüğünde yerine Rum dilberi
Veronika'dan doğan oğlu 2. Murat geçti.

2. MURAT : 1402 -1451.
Padişahlığı 30 yıl sürdü : 1421 - 1451. Taht’a geçtiğinde amcası Mustafa Çelebi'yi, kardeşleri Rum Veronika'dan doğma Ahmet, Yusuf ile Rum Anna'dan doğan Mahmut'u boğdurdu.
Küçük kardeşi 13 yaşındaki Şehzade
Mustafa'yı da 1 yıl sonra öldürtüp, babası 1. Mehmet'in yanına Bursa'ya gömdü.
6 oğlu olmasına karşın tahta, Mara Despina'dan olma oğlu Mehmet (Fatih) çıktı.

2. MEHMET (FATİH) : 1430 -1481. 
Padişahlığı 35 yıl sürdü : 1446 -1481.
Rum Zaganos Paşa'nın kızı Kornelya ile evlendi. Kundaktaki kardeşi Ahmet'i boğdurdu. Evlendiği diğer kadınlar Trabzon Rum kralı Kommen'in kızı Anna, Mora valisinin kızı Helen, Bizanslı Prenses İren'dir.
Fatih, Karamanoğulları ve Akkoyunlular adlı TÜRK BEYLİKLERİNİ ortadan kaldırmış ve Çandarlı Halil Paşa gibi değerli bir Türk büyüğünü Bizans’tan rüşvet aldığı gibi çirkin ve gerçekdışı bir gerekçeyle öldürmüştür.
2 oğlu vardı. Rum Kornelya‘dan doğan Beyazıt ile Rum Anna’dan doğan Cem.

2. BEYAZIT : 1447-1512.
Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1481-1512.
Kardeşi ile girdiği taht kavgasını kazandığında, Cem İtalya’ya kaçtı, Papa’ya sığındı. 2. Beyazıt kardeşi Cem’i öldürülmesi için Papa Alexandre Borgia'ya 300.000 altın ödedi. Cem, 1495’ te Napoli'de öldürüldü, cesedi 1499 da Bursa'ya getirildi.
Cem'in oğulları Oguzhan, Ali ve Murat'tır. 2. Beyazıt, kardeşi Cem'in oğullarından Oğuzhan'ı da 1483'de öldürtmüştü. Öbür oğul Murat ise Rodos'a kaçtı, Katolik oldu. Kanuni Rodos'u 1522'de alınca onu ve çocuklarını da öldürmüştür.
2. Beyazıt’ın öteki eşleri Beti, Litiana, Katherin, Danileva ve Nina’dır.
2. Beyazıt'ı, oğlu Yavuz Sultan Selim'in öldürdüğü yaygın bir kanıdır.

YAVUZ SULTAN SELİM : 1467-1520.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1512 -1520.
Babası Beyazıt’ı 1512’de zehirletip tahta çıktı. Merhum ağabeyi Şehinşah'ın oğlu Mehmet ile diğer merhum ağabeyi Alemşah'ın oğlu Osman'ı boğdurdu.
Ağabeyi Korkut’u ve onun oğlunu Emet Kasabası’nda boğdurup, Bursa Orhan Gazi türbesine gömdü. Diğer ağabeyi Şehzade Ahmet'i de boğdurmuştu.
Her iki kardeşi de boğan Kapıcıbaşı Sinan Paşa'dır. Öldürttüğü kardeşi Ahmet'in oğulları Süleyman ile Alaattin, Kahire'ye kaçtılar, orada vebadan öldüler.
Ahmet'in diğer oğullarında Murat, Şah İsmail’in, Kasım ise Memluk Sultanı Gayri’nin yanına kaçtılarsa da, amcaları Yavuz’un nefretinden kurtulamadılar.
Çünkü Yavuz Mısır’a girince onu öldürttü. 8 yıl tahtta kalan Yavuz, 2 ağabey, 6 yeğen, 3 de vezir öldürtmüştür.

KÂNUNİ SULTAN SÜLEYMAN : 1494 -1566. 
Padişahlığı 46 yıl sürdü : 1520 -1566
6 kız kardeşi vardı, erkek kardeşi yoktu. Önce büyük amcası Cem Sultan'ın oğlu Murat'ı ve onun oğullarını (1522'de) Rodos'ta öldürttü. Sonra kendisini tarihe, oğlunu öldürmüş 2. padişah olarak geçirecek cinayeti işledi:
Oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurdu. Torununu da Amasya’da boğdurdu.
Sultan Süleyman'ın karısı bir Rus papazının kızı olan Roksalan‘dır.
Tarihe Hurrem Sultan olarak geçen bu Rus kızı, Kanuni Süleyman'a Mehmet, Cihangir, Selim ve Beyazıt adlı 4 şehzade dünyaya getirdi. Şehzadelerden Mehmet ve Bayezıt birbirlerine düştüler. Beyazıt İran’a kaçtıysa da orada 1561’de 5 çocuğu ile birlikte boğduruldu. Çocuklarının adları Mahmut, Orhan, Abdullah, Mehmet, Osman'dı. Şehzade Mehmet, Manisa sancakbeyi iken öldü.
Cihangir'in de ölümünden sonra taht 2. Selim (Sarı Selim)'e kaldı.

2. SELİM : 1524 -1574.
(Sarı Selim-Sarhoş Selim).
Padişahlığı 8 yıl sürdü: 1566 -1574 Orduyla sefere çıkmamış ve hiç cinayet işlememiş bir padişahtır.
Yahudi Raşel ile evliydi.
Kekeme ve alkolikti.
Bir hamam sefasında cariye kovalarken düşüp öldüğünü yazar tarihler.
7 oğlu 4 kızı vardı. Taht’a Raşel’den olma oğlu Murat çıktı.

3. MURAT : 1546 -1595.
Padişahlığı 21 yıl sürdü : 1574 -1595.
Taht’a çıktığı gün, 21 Aralık 1574’te, ilk işi 5 erkek kardeşini ( Süleyman, Mustafa, Cihangir, Abdullah ve Osman’ı ) boğdurmak ve babasıyla birlikte Ayasofya'nın bahçesine gömdürmek olmuştur.
3 Murat'ın 100'ü aşkın çocuğu olmuştu. Öldüğünde 47 çocuğu sağdı.
1595’te öldüğünda Venedik'in ünlü
ailelerinden Bafo'ların kızından olma oğlu, Şehzade Mehmet taht'a çıktı.
Polonyalı Mona, Macar Ninuşka, Rus Olga, Romanyalı Meri öteki eşleriydi.
Sokullu Mehmet Paşa’yı boğduran da 3.Murat’tır.

3. MEHMET : 1567 -1603.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1595 -1603
İlk işi 47 kardeşinden, erkek olan19’unu boğdurmak oldu.
3. Mehmet, cinayet işleme rekoru konusunda babası 3. Murat’ı da geçmiştir.
O, tüm Osmanlı padişahları arasında "ençok kardeş öldürme rekoru" nun sahibidir.
Kardeş katili olma ünvanı ona yeterli gelmemiş olacak ki 16 yaşındaki oğlu Şehzade Mahmut'u da Haziran 1603’te öldürttü.
1.Murat ve 1. Süleyman’dan sonra, tarihe"oğlunu öldürmüş 3. padişah" olarak geçti. Çok ilginçtir, oğlunu öldürdükten sonra ancak 7 ay yaşayabildi.
Taht’a Yunanlı Helen’den doğma oğlu Ahmet çıktı.

1. AHMET : 1590 -1617.
Padişahlığı 14 yıl sürdü : 1603 -1617.
14 yaşında taht'a çıktığında sünnetsizdi. Rum Evdoksia ve Rum Anastasia ona gelecekte padişah olacak şehzadeleri doğurdular. Evdoksia, Genç Osman, Mehmet, Süleyman, Beyazıt ve Hüseyin’i; Anastasia (Mahpeyker Kösem Sultan) ise, 4. Murat ve Deli İbrahim’i doğurdu.
1. Ahmet, Sadrazam Türk Derviş Paşa’yı öldürerek, yerine, binlerce Anadolu Türk’ünü katledecek ve tarihe “Kuyucu” lakabıyla geçecek olan Sırp soylu Hırvat Murat Paşa adlı katili, sadrazam yaptı.
İspanyol Violetta’dan doğma kardeşi Mustafa’yı “zararsız bir deli” olduğu için
öldürtmemişti.
Kendisinin, 28 yaşında ölümünden sonra taht’a işte bu deli kardeşinin çıkacağını bilemezdi.

1.MUSTAFA : 1591 -1639.(Deli Mustafa)
Padişahlığı 3 ay sürdü : 1617

2. OSMAN : 1604 -1622 (Genç Osman). 
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1618 -1622.
1. Ahmet'in Mahfiruz Sultan takma adlı eşinden, Rum Evdoksia’dan doğma
13 yaşındaki oğludur. 6 erkek kardeşi vardı. 16 yaşında Lehistan seferine çıkarken kardeşlerinden en büyük olanı Şehzade Mehmet'i 1621'de öldürttü.
Bir yıl sonra Yeniçeriler tarafından taht'tan indirilip, ırzına geçilerek öldürüldü ve babası 1. Ahmet'in türbesine gömüldü. (Mayıs 1622)
“Tahttan indirilip öldürülen ilk padişahtır.”

1.MUSTAFA (2.kez): 1591 -1639.(Deli Mustafa)
Padişahlığı 1 yıl 4 ay sürdü : 1622 -1623
2. kez padişah olan Deli Mustafa düşürüldükten sonra yerine, 1. Ahmet'in,
Rum Anastasia’dan doğmuş en büyük oğlu Murat çıkarıldı.

4. MURAT : 1612 -1640.
Padişahlığı 17 yıl sürdü : 1623 -1640.
11 yaşında taht'a çıktı.
Kardeşleri Kasım, Beyazıt ve Süleyman'ı 1635’te boğdurttu.
Ana baba öz kardeşi İbrahim’i sağ bıraktı.
Osmanlı tarihinde ilk kez bir şeyhülislam’ı, Süleyman Efendi’yi o öldürttü.
Hiç çocuğu olmayan 4. Murat, babası gibi 28 yaşında öldü.
Taht, öldürmediği kardeşi Deli İbrahim’e kaldı.

1.İBRAHİM : 1613 -1648 (Deli Ibrahim).
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1640 -1648.
Annesi Anastasia’nın ona bulduğu Rus kızı Nadya’dan olma oğlu, daha sonra taht’a çıkacak olan
4. Mehmet’tir. Deli İbrahim’in Sırp Katrin’den doğan oğlu da
2. Süleyman adıyla taht’a çıkacaktır.
İnanılması güç ama bu Deli İbrahim’in Polonyalı Eva’dan doğan öbür oğlu da taht’a 2. Ahmet adıyla çıkacaktır.
Yeniçerilerce öldürülen Deli İbrahim’in yerine taht’a 6 yaşındaki oğlu 4. Mehmet çıkarıldı.

4. MEHMET : 1641 -1692. (Avcı Mehmet).
Padişahlığı 39 yıl sürdü : 1648 -1687.
7 yaşında, sünnetsiz bir çocuk olarak çıktığı taht'ta 39 yıl kaldı.
Önce babaannesi (Anastasia’yı) Mahpeyker Kösem Sultan’ı öldürttü. Rum Evamia ile evlendi. Gülnuş Sultan adlı bu Rum dilber, ona daha sonra ikisi de taht’a çıkacak olan 2 oğlan (Mustafa ve Ahmet’i) doğurdu.
Yeniçerilerce zorla indirildi taht’tan, yerine kardeşi Süleyman çıkarıldı.


2. SÜLEYMAN : 1642 -1691. 
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1687 -1691.
Deli İbrahim’in oğlu. 46 yıl bir odada ölüm korkusu ile yaşamış bir zavallıydı.
Yerine, kardeşi 2. Ahmet geçti.

2. AHMET : 1643 -1695.
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1691 -1695.
Böylece Deli Ibrahim'in 3 oğlu da padişah olmuştu.
Polonyalı Yahudi Eva’nın oğluydu. Giritli Rum Yeremiye’den İbrahim, Moralı Diyana’dan Selim adlı çocukları oldu.

2. MUSTAFA : 1644 -1703.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1695 -1703.
4. Mehmet’in (Avcı Mehmet’in) Rum Evamia’dan olma oğludur. Babası, dedesi,
dedesinin büyük ağabeyi gibi o da tahttan yeniçerilerce indirilmiştir.
Sırp Mari, Rus Vera, Giritli Aleksandra ile evlendi, oğulları oldu.

3. AHMET : 1673 -1736.
Padişahlığı 27 yıl sürdü : 1703 -1730. (Lale Devri)
Annesi Rum Evamia idi. O dönemde saraylarda zevk ve sefa gecelerinin
mutluluğu yaşanırken, onbinlerce Anadolu genci “yağma amaçlı” savaşlarda can vermekteydi.“BİR LALE BİN ALTINAYSA, BİR NALE BADİHEVADIR” atasözü, o dönemin, halk için acımasız olan koşullarını dile getirir.
( Nale : inilti, badiheva : bedava, demektir )
Ermeni Baltacı Mehmet adlı sadrazamın Rus Çariçe Katerina’ya bir yengiyi bağışlaması, bu dönemin bir başka olumsuz yanıdır. Lale Devri'nin padişahı, Arnavut Patrona Halil isyanı ile taht’tan indirildi.
Yeğeni Şehzade İbrahim'in katilidir ve devrik 8. padişahtır. 
Not: Yukarıdaki resim seçiminde tarihe katkıları nedeniyle Baltacı Mehmet kullanılmıştır:)


1. MAHMUT : 1696 -1754. 
Padişahlığı 24 yıl sürdü : 1730 -1754.
2. Mustafa’nın Giritli Aleksandra adlı cariyesinden doğma oğludur.
Fransız Julien, Sicilyalı Lili, Macar Maggi, Rus Olga gözde cariyeleriydi.


3. OSMAN : 1689 -1757.
Padişahlığı 3 yıl sürdü : 1754 -1757.
2. Mustafa’nın gözdesi Sırp Mari’den doğmuş, bu ruh hastası şehzade, taht’a çıktığında 56 yaşındaydı. ”Kadın cinsine karşı derin bir korku duyardı”.
Sicilyalı Olivya ile Sırp Olga’dan - her nasılsa - 2 oğlu oldu.
Taht, oğullarına kalsın diye yeğeni Şehzade Mehmet’i boğdurdu ama o yıl kendisi de öldü.

3. MUSTAFA : 1717 -1774.
Padişahlığı 17 yıl sürdü : 1757 -1774.
Babası 3.Ahmet, annesi Fransız Janet’tir.
İlk işi 3.Osman’ın kundaktaki 2 oğlunu boğdurmak oldu. Cenevizli Annes ona, daha sonra taht’a 3.Selim adıyla çıkacak olan oğlunu doğurdu.
Korsikalı Elsa, Köstenceli Emily,
Polonyalı Mona, Gürcü Poli diğer gözdeleriydi.
3.Mustafa, Sadrazam Bahir Mustafa Paşa ve Sadrazam Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa’yı boğdurmuştur.

1. ABDüLHAMiT : 1725 -1789. 
Padişahlığı 15 yıl sürdü : 1774 -1789.
3. Ahmet’in Fransız İda’dan doğma oğludur. Fransız cariye Aimee ve Bulgar Sonya ona, daha sonra 2. Mahmut ve 4. Mustafa adlarıyla taht’a çıkacak olan şehzadeleri doğurdular. Macar Melina, Rum Meri, Venedikli Helen, Cenovalı Afro ona çocuk doğurmuş öteki gözdeleriydi.

3. SELIM : 1761 -1808.
Padişahlığı 18 yıl sürdü : 1789 -1807.
Şeyhülislam Ataullah’ın fetvası ve Nizam-i Cedit'e karşı çıkan Kabakçı
Mustafa isyanı ile taht’tan indirildi.


4. MUSTAFA : 1779 -1808.
Padişahlığı 1 yıl sürdü : 1807 -1808.
3. Selim'i ve çocuklarını öldürttü.
Sofi, Flora, Glorya ona şehzade doğuran
gözdeleriydi.
Alemdar Mustafa Paşa tarafından taht’tan indirildi.

2. MAHMUT : 1784 -1839. 
Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1808 -1839.
Annesi Fransız Aimee’nin etkisinde kalarak, taht’tan indirilmiş kardeşi 4. Mustafa’yı ve onun 3 oğlunu öldürttü. Dindar bir Katolik olan annesi Aimee ( Nakşidil Sultan ) 1817’de veremden öldüğünde, ona Galata Manastırı’ndan Başpapaz getirterek büyük bir tören yaptırdı. İstanbul Rum Ortodoks Patriği Grigorius’u Mora isyanının sorumlusu olduğu gerekçesiyle astırması, tüm dünyada hâlâ nefretle anılmasına neden olmaktadır.
2.Mahmut’un Fas’ın Fez kentine özgü bir başlık olan FES’i benimsemesi ve fes’in yaygın olarak kullanımı, yüce önder Atatürk’ün Şapka Devrimi’ne dek sürmüştür.
Rus Leon, Çingene Besime, Ermeni Maryam, Mısırlı Fatma,Tunuslu Furi,Yunan Nora, Rus Olga, Cenovalı Rozi, Romen Magda adlı cariyelerinden 14’ü erkek,28 çocuğu oldu. Taht’a sadece 2 oğlu çıktı.
Yeniçeri ocağının binlerce askerini öldürten de odur. (1826-Vak'a yi Hayriye)

ABDÜLMECİT : 1823 -1861.
Padişahlığı 22 yıl sürdü : 1839 -1861.
2. Mahmut'un “Bezmiâlem” diye anılan, Leon adlı Rus Yahudisi’nin Suzi adlı
kızından doğma oğludur.
Batı’dan yüksek faizle borç alınan 19 milyon altınla Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi saraylarını yaptırdı.
3 oğlu da taht’a çıkmıştır. Yerine kardeşi Abdülaziz geçti.

ABDÜLAZİZ : 1830 -1876.
Padişahlığı 15 yıl sürdü : 1861 -1876.
2.Mahmut’un, bir kadın hamamında tellak olarak çalışan Besime adlı çingene
gözdesinden doğma oğludur.
15 yıl kaldığı taht'tan zorla indirilen 11. Padişahtır.

5. MURAT : 1840 -1904. 
Padişahlığı 3 ay sürdü : 1876.
Abdülmecit’in cariyesi Fransız Vilma’dan doğan oğludur. 3 ay kaldığı taht'tan “deli " raporu alınarak indirilmiştir.

2. ABDÜLHAMİT : 1842 -1918.
Padişahlığı 33 yıl sürdü : 1876 -1909.
Abdülmecit’in Ermeni Virjin’den doğma oğludur.
Sadrazam Mithat Paşa’yı Taif’te boğdurdu. 33 yıl kaldığı taht'tan zorla indirildi.
“Hareket Ordusu”nun bastırdığı "gerici ayaklanma" yı o başlatmıştı

5. MEHMET : 1844 -1918. (Sultan Reşat).
Padişahlığı 9 yıl sürdü : 1909 -1918.
Abdülmecit’in Arnavut Sofi’den doğma oğluydu. 1909 da taht'a çıktığında, 65 yaşındaydı.

VAHİDETTİN : 1861 -1929.
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1918 -1922.
Abdülmecit'in Henriet adlı cariyesinden doğma oğluydu. 57 yaşında taht’a çıktı.
Padişahlığının 4. ayında, 30 Ekim 1918’de Mondoros Ateşkesi’ni imzaladı.
3 yıl önce 1915’te Çanakkale’yi geçememiş, bozguna uğramış emperyalist güçler ne yazık ki -tek bir silah bile atmadan- 6 Kasım 1918’de Çanakkale’yi işgal ettiler.
Vahidettin, 30 Mart 1919’da İngiltere’ye onursuz bir öneri yolladı : “ Osmanlı
İmparatorluğu 15 yıl müddetle İngiltere’nin sömürgesi olmayı dilemektedir ”dedi.
Mustafa Kemal Paşa “Padişahlık ve halifelik orununda (makamında) bulunan Vahidettin, soysuzlaşmış, yalnız kendini ve taht’ını güvenceye bağlamak düşü peşinde, alçakça yollar araştırmaktadır” diyerek, Anadolu’ya geçti.
Kuvayı Milliye’ci yiğitlerle buluştu ve “kutsal isyan”’ı başlattı.
Son padişah Vahidettin, her türlü engellemesine karşın onurlu Anadolu Direnişi’nin emperyalizme karşı başarıya ulaştığını anlayınca, 17 Kasım 1922’de bir İngiliz
zırhlısına binerek, işgal altındaki Osmanlı Hanedanı’nın başkentini terk etti.
15 Mayıs 1926’da İtalya’da hayata gözlerini kapatmadan önce, hakkında 24 Mayıs 1920 tarihinde idam fermanı verdiği Mustafa Kemal Paşa’nın, yönetim biçimi Cumhuriyet olan bir Türk Devleti kurduğunu ve Anadolu Aydınlanma Devrimi’ni başlattığını görmüştü.

 Not:Bu yazı Tarık Konal'ın yazısından düzenlenmiştir...

30 Mayıs 2010 Pazar

Tarih Türkler İle Başladı...


Beyaz Piramit-ler ve Bilinmeyen Türk tarihi…
Beyaz Piramit'in ikinci dünya savaşı sırasında Çin'e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez Life dergisinde yayınlanmıştır.
Bu piramitleri araştırmak üzere1994 yılında Şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan Alman bilim adamı Hartwig Hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. Hausdorf'a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500'ler civarındadır…

Bugün Çin Halk Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta Qin Ling Shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edildiği iddia edilen, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır. Bölge Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı Piramitler içerisinde bulunan Mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve “Ön-Türkçe olduğu iddia edilen” yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır…

 Türk Bilim adamı Kazım Mirşan yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından Ot-Oğ olarak isimlendirilen Ön-Mısır'a M.Ö 3000 Yıllarında Doğu Anadolu'dan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım Mirşan'ın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000'li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısır'a Ön-Türk Uygarlıkları tarafından öğretildiği iddia edilmektedir.Ve bu iddia küçümsenecek bir iddia değildir…

Bu yazıma etkileyici,dikkat çekici,gizemli bir giriş yapma gayretimin bağışlanmasını dilerim.Ancak asıl konumuz bu değil.Türk uygarlığını vardırabildiğim kadar geçmişe vardırıp bilmediklerimiz ve köklerimiz hakkında aydınlatıcı bir yazı derlemesi yapma isteğimdir.Bu yazıda mümkün olduğu kadar çok kaynak göstermeye çalışacağım.Yazıyı okuyanlara tavsiyem kaynakların geçerliliğini test etmeleridir.Ne de olsa insan oğlu beşer Sedat bile bazen şaşar”:)

İlk defa bir Proto-Türk yazıtını deşifre eden kişi, Danimarkalı profesör V. Thomssen’dir. Kül-Tigin ve Bilge Kaan kitabelerini okumuştur(1894). Ancak bu kitabelerin tarihlendikleri 732 ve 733 yılları doğru değildir. Kitabeler 200 yıl daha eskidir…

W. Radlof, 1985 yılında Ulukem yazıtlarını inceledi ve bunların çok daha eski yazı karakterleri içerdiğini söyledi. Bunları yazanların Kırgız diye bilinen Abakan Tatarları ve Soyanlar’dan oluşan “Hakas Türkleri”olduğunu açıkladı…

Yazıtların en eskisi olan Talas yazıtları hakkında çalışmaları olan S.E. Malov, 1959 yılında bunların M.Ö.500 yılına ait olduğunu öne sürdü. F. Altheim bunu kabul etmeyerek. "Eğer, Türk yazısı, esas vatanı olan Gürcistan yöresinden ve Aramea alfabesinden doğmuş ise, M.Ö. 600’den kısa bir süre önce Talas bölgesine gelmiş olması gerekir ki, bu imkansızdır," der.

Türk yazısının başlı başına, kendine has bir yazı olduğu fikri yabancı bilim adamlarının nedense aklına gelmemektedir!.. Onlar hep bu yazının "daha önce mevcut Başka bir yazıdan" doğmuş olduğu inancına göre hareket etmektedirler. Onlara göre "Türkler, M.Ö. 400’lerde ortaya çıkan medeniyetten nasibini almamış, çöl göçebeleridir."

Halbuki Proto-Türk medeniyetine dair Manş Denizinden Büyük Okyanusa kadar olan geniş sahada bulunmuş Antik kaynaklar vardır. Bunlar zaman içinde birer bir ortaya çıkmakta ve yayınlanmaktadır. Türk tarihçilerin maalesef pek çoğunun habersiz oldukları veya ilgilenmedikleri bu kaynaklardan bazıları şunlardır:

- Hoyti Tamir Günlüğü:(M.Ö. 800-500 yılları) Hoyti Tamir: Urkun (Orhun) nehri vadisinde bulunan kayalık bölgedir. Cereyan eden önemli olaylar kayalar’a nakşedilmiştir... Bölge âdetâ bir açık hava arşividir...
- Yoluğ Tiginler(Türük Bil Konfederasyonu Hanlar hanı olan kişiler, tarih yazarları) diktirdiği “Bol Bollar”(dikili taşlar) (M.Ö.562-M.S.580) Bu tarih Bumin Kağan’la başlatılırsa, M.Ö.879-M.S.580 olur ki, 1459 yıllık bir dönemi kapsar!..
- Bilge Atun Uruk(Türük bil konfederasyonu mareşali) tarafından yazdırılmış Türük Bilge Kaan  iline bitik (Türk devleti halkına mektup)

Türklerin bilinen tarih boyunca Orta Asya topraklarında ve sonrasında bu bölgeden tufanlar başta olmak üzere çeşitli etkilerle dağıldıkları yeryüzünün çeşitli coğrafyalarında üstün medeniyetler kurduklarının kanıtını geride bıraktıkları binlerce eserde bulabiliriz.   

*Kırgızistan’ın Talas bölgesinde Çiğimtaş (Çizgili Taş) ve Narın Bölgesindeki Saymalı Taş (nakışlı taş) (3500m yükseklikte, 90.000 kaya resmi), Talas Yazıtı,
*Kazakistan’da Essik Kurganlarındaki Altın Elbiseli Adam

*Tamgalı’da Tamgalısay (ilk Türk tamgaları,10.000 yıllık 1.000 piktoğraf),*Ceti – Yedi Su yazıtları,
*Yakutistan’da Baykal-Lena yazıtları,
*Tuva’da Uluğ-Kem Sülyek Köyü-Karayüz yazıtı,
*İtalya’da Etrüks yazıtları,
*Moğolistan’da Kül Tigin yazıtları, Yenisey yazıtları (şimdilik bilineni 107 tanedir),
*Rusya Uluğ Kem, Şülyek Köyündeki Yazılıkaya Karayüz yazıtı,
*Altaylar’daki Pazırık Kurganı ve yazıtları,
*Anadolu’da; Antalya Side yazıtı,
*Eskişehir’in Han İlçesinde Yazılıkaya (Resim–3) ve Uçuz yazıtları,
*Ankara Polatlı Yassı Höyük yazıtları,
*Erenköy yazıtı (Resim-4) ,
*Ergani yakınındaki Çayönü yerleşmesi, Gevaruk yaylası Özalp ilçesinde Pegan köyü Resimleri,
*Salyamaç Köyü yakınındaki Cunni Mağarası yazıtları,
*Sat köyü civarındaki Sat Dağı resimleri,
*Van Tirşin yaylası Çilgir köyü yazıtları,
*Çatalhöyük yazıtları,
*Ankara Polatlı da Yassı Höyük’teki Erken Türk yazıtları,
*Hakkari de Gevaruk yaylası Sat Köyü tamğaları,
*Antalya da Beldibi mağarasındaki tamğalar,
*Şanlıurfa Göbekli Tepedeki tamğalar,
*Hakkari Çelo Dağı Kahn-ı Melik ve Taht-ı Melih kaya üstü resimleri,
*Van Bölgesinde Cilo dağı Put Köyünde Kızların Mağarasında ki resimler,
*Başet Dağında Kaya üstü yazıtları,
*Erzurum ili Karayazı ilçesi Salyamaç Köyünde Cunni Mağarası yazıtları,     —      Burdur *Hacılar Höyüğünde kaya yazıtları
*İstanbul Erenköy yazıtları
*Sinop kalesinde kapı yazıtları,
*Trabzon Mağara Yazıtları,
*Suriye Lazkiye’de Ras Şamra’ da Ugarit yazıtları,
*Ege denizi Lemnos Adası yazıtları(….),
Şu ana kadar bulunan ve bilinen eserlerden bazılarıdır.

Aşağıda başka buluntuları ayrıntıya girmeden veriyorum(*)işaretli olanlara dikkatinizi çekerim

Önre-Binbaşı(Türük bil konfederasyonu generali) tarafından yazdırılmış Ötümin Künliğ 2 bitiğ taş (Tariat yazıtı)-(M.Ö.530-493) Bu yazıt, Moğolistan’da Arhangay-Tariat bölgesinin Terhingol ırmağı vadiside 1969 yılında bulunmuştur. 3 adet taş yazıttır. Kaplumbağa şeklindedirler.Tenride Bolmiş İlitmiş Bil(“Kainatın”’ın yaratılmasından beri varolan halkı kalkındıran egemenlik)…
Böke Türük Bil Tarihi(Bulunma 1909)- İtiz Üröğü(İtiz anıtı)”(M.Ö.522-519 tarihleri arasında yaptırılmıştır. M.Ö.1517’de At-Oy bil konfederasyonunun kuruluşunu anlatır.)”,Karabalgasun Bitik taşı(M.Ö.538),Isub-Ura Bilge, Öküli Çur Yazıtı (M.Ö.596-516),
*Alperin’in Bol Bol Ukus (olayları tavsifi, anlatması) yazıtı(M.Ö. 323) Moğolistan’da “MANİTU” Dağı’nda (dağın adına dikkatinizi çekerim, Kızılderililer’in Tanrısının adını taşıyor) bulunmuştur,
*”Altı Yarık Tigin(Altın Çiçek Doktirini, 6 Emir) “Budizm’in temelini oluşturur”(M.Ö. 1517 yılından M.S.512’ye kadar 1000 yıl süre içinde kaydedilmiş olan Bolti’leri (dînî kaideler) kapsar. Önce TAŞ üzerine yazılmış, M.Ö.516’da mabetlerin baskı altına alınmasıyla, kâğıda çekilip Ib-Is-Bolik’e götürülmüştür.Bu üç yapraktan biri M.Ö. 18 Mayıs 519’da tekrar taş üzerine kaydedilmiştir.)”,

Bütün bunlardan ayrı olarak Çin’liler tarafından bulunmuş ve Çince’ye tercüme edilmiş bazı yazıtlar vardır ki, bazılarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bu tercüme edilen yazıtların listesi de şöyledir:Tu-Men hakkındaki yazıt (M.S.546),Kül Tiginin Yuğu hakkındaki Bitiğ taş yazıtı,Süy-O budun hakkındaki yazıt,Türük Bil’e gönderilen elçi hakkındaki yazıt,Tu-Men hakkındaki yazıt (M.S.552),Kül-Tigin hakkındaki yazıt,Kül Tigin hakkında başka bir yazıt,Kül Tigin hakkında bir diğer yazıt (M.S. 554)(” Kül Tigin”hakkındaki 4 yazıt hemen hemen aynı tarihlere aittir. Bunlardan birinin taşıdığı M.S. 554 tarihi bize Kül Tigin Anıtı ve Orhun Kitabeleri’nin tarihinin söylendiği gibi M.S.732 ve 733 değil, 200 yıl kadar daha eski olduğunu göstermekte.
Tarih Türkler ile Başladı...

T ürkler ana vatanı olan Orta Asya topraklarında, tarım yapmışlar, hayvanları ehlileştirmişler, yeraltı madenlerini bularak işlemesini öğrenmişler ve kültürel gelişmelerinin sonucunda da yazıyı bulmuşlardır.Çok uzun sürece dayanan yazının bulunması ve kullanılması, bilgi ve belgelerin gelecek nesillere aktarılmasını mümkün kılmıştır. Dünyada yazıyı ilk kullanan Türkler olduğu için de tarih, Türk’lerin yazıyı kullanması ile başlamıştır.
Asya kıtasının ortasında Baykal ve Balkaş, Issık göllerini, Ala Tau (Tanrı dağlarını) ve en eski yerleşim bölgesi olan Yedi Su’yu da içine alıp kucaklayan ve Hazar Denizine kadar uzanan bugünkü Altay, Tuva, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, ilk yazının ortaya çıktığı yerlerdir. Mağara resimleri ve Sıntaşlar’dan (anlam ifade eden heykelcik) sonra piktogramlar (resim vasıtası ile düşünceyi belirten yazı) 20.000 yıl önce, petroglifler (Kaya resimlerinin değişmiş ve yazılardaki sembol şekillere dönüşmüş biçimi ) 15.000 yıl önce,“ tamgalar” (ilk harf sembolleri) 10.000 yıl önce, harfler ve sonunda alfabeye geçişin dünyada ilk örneklerinin olduğu yer Türkistan topraklardır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Tarih Tezi
Erken Türk yazıtlarını okumadan o zamanki yaşam ve medeniyet hakkında fikir yürütmek mümkün değildir. Bu sebeple de bu eserlerin ve yazıların Türklere ait olduğunu, Erken Türk tarihi araştırmacısı Kâzım Mirşan tarafından bu yazıların okunması ile anlıyoruz. Fakat bu çalışmalar bazı tarihçiler tarafından kabul edilmemektedir. Zira bulunan eserlerin Türkçe okunarak, Türklere ait olduğunun kabul edilmesinin ne kadar büyük bir hadise olduğunu Atatürk’ün henüz daha genç bir subayken Sinop’ta yazmış olduğu şiirden anlıyoruz…

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak.
Dinleyin sesini, doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak,
Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.
Asya’nın ortasında Oğuz Oğulları
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz Oğulları,
Doğudan çıkan biz, batı’da yine biz,
Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri,
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek,
Hakikat nerede, hakikat nerede?

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Türk Tarih Tezinde Türklerin kökeninin Orta Asya olduğu resmen dile getirmiştir. Atatürk 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130ncu toplantısının açılış konuşmasının birinci oturumunda yaptığı konuşmada bu hususla alakalı şunları söylemiştir.
 “Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk Milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef’in oğlu olan kişidir…”
Atatürk öncülüğünde 2 Temmuz 1932 ve 20 Eylül 1937 tarihlerinde yapılan Türk Tarih Kurultayları o devrin en ünlü yerli ve yabancı bilim adamlarının katılımlarıyla yapılmıştır. Fakat ne yazık ki Türk Tarihinin araştırılmasını amaçlayan bu çalışmalar Atatürk’ün ölümünden sonra durdurulmuştur. 

Türk ne demektir?    
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi,  batıda Balkanlar’a kadar uzanan coğrafya ile Asya ve Avrupa kıtalarının yani  Avrasya olarak adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre karelik  topraklarında, son buzul çağının sona erdiği 12 bin yıl zaman derinliğinde  yaşamış insanlar, meydana getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak  adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.  
Bu insanlar neden kendilerine Türk demişlerdir? Türk kelimesi ne anlama gelmektedir? Bunu, eski Türkçe yazıt olan ve edebi bir dille yazılan Türkistan’daki Orhun Abidelerinden öğreniyoruz.

 Bu yazıtta Türk, yaratana inanan anlamında kullanılmıştır. Fin Uygur Derneği Coğrafya Cemiyetinin 1890 yılında yayınladığı, Orhun yazıtlarının ilk çözümünü kapsayan, tahrif edilmemiş, aslına en uygun olan “Fin Atlası” kitabında birinci taş, doğu yüzü 38. satırda “Ökük Türök” yani “Rabbani Türük “, “Tanrı Türü” denilmektedir. Türklerin Orhun Yazıtlarından önceki binlerce yıllık tarihinde, Asya’nın milyonlarca kilometre kare topraklarına yayılmış yaşarlarken kendilerine verdikleri ad; “töreye uyan” “yaratanını bilir”, “Rabbani Türk”, “Tanrısını tanır”, “Yaratanına bağlı” anlamlarında “Ökük Türök” dür. “Ökük Türök ” deki “Ök” (tanrı, yaratan) Türkçe deki ses uyumundan dolayı “ük” olmuş ve kelime böylece “türük” olarak okunmuş, günümüze de Türk olarak gelmiştir.

“Yani günümüzden binlerce sene önce Türk kelimesi, o bölgede ve sonrasında tüm dünyaya yayılmış, yaratana inanan insanları tanımlamak amacıyla kullanılmıştır ve hiçbir zaman bir ırkı tanımlamak için kullanılmamıştır.”
Dünyanın dört bir tarafına yapılan göçler neticesinde ırklar, insanlar, medeniyetler karışmıştır, hakim kültür egemenliğini devam ettirmiştir. Bu büyük göçlerin neticesinde ise ortak kültürlerinde mevcudiyetlerini devam ettiren ana unsurun adı hep Türk olarak tarih boyu yaşamıştır. Bu büyük göçlerin neticesinde ise inançlarında asimile olmayarak Tanrısına inanan grupların adı hep Türk olarak kalmıştır.

 Etrüskler, Türk müdür?
Orta Asya’dan dünyanın diğer yerleşik yerlerine yapılan göçler sonucunda, Orta Asya’da gelişen medeniyet ve özellikle de yazı Avrupa’ya taşınmıştır. Binlerce sene süren göçler, ilk olarak M.Ö. 5.000’lerde İskandinav ülkelerine doğru başlamıştır. ETRÜSK olarak adlandırılan bu toplum İtalya’ya gelmeden önce, Fransa’da, Glozel’de ve Avusturya’da (M.Ö. 4.000) yaşamışlardır. Etrüskler’in M.Ö. 1.500’lerde Po ovasına oradan da maden bakımından zengin olan Etrürye denilen Toskana bölgesine yerleştikleri buralarda bulunan kalıntılardan anlaşılmıştır.

Etrüsklerin hâkimiyeti kuzeyde Po ovasından Roma şehrinin güneyine kadar hem karada hem de denizde üstün bir medeniyet olarak sürmüştür. M.Ö. 600 yıllarında en güçlü oldukları dönemde Roma şehri M.Ö. 743 de Etrüsk’ lü Romulus tarafından kurulmuştur. Roma şehrinin simgesi olan ve Roma şehrinin değişik yerlerinde bulunan heykel, Türk’lere Ergenekon’da yol gösteren efsanevi hayvan dişi kurt Asena’nın memelerinden süt emen iki çocuk simgesidir.  Roma şehrini kuranların Etrüskler olduğu ve bunların da Türk oldukları, 2004 yılında Etrüsk mezarlarındaki kemiklerin genetik araştırmalarından da anlaşılmıştır.    
 İtalya’da Ferrara Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido Barbujani, Firenze Üniversitesinden Prof. Davit Caramelli, Bologna Üniversitesi Prof. Loredana Castry, Parma Üniversitesi Prof. Antonella Casoli, Pisa Üniversitesi Prof. Francesco Mallegni, İspanya Barselona’da Pompeu Farba Üniversitesi Prof. Carles Lalueza imzalı raporda yaşları 2700 ile 2300 arasında değişen 80 Etrüks iskeletinin genetik araştırması sonucunda Etrüsklerin Doğulu olduğu sonucu açıklanmıştır.
Ayrıca, Etrüsklerin Orta Asya’dan gelen ama Hazar kuzeyinden gelip Avusturya’daki İnsburg bölgesi üzerinden İtalya’nın Po ovası bölgesine inen bir halk olduğunu, Kazım Mirşan’ın Etrüsklerden kalma üzeri yazılı belgeleri okumasından da anlaşılmaktadır.
İtalya’da 1995 yılında Etrüsk konusunda en yetkili bilim adamı olan Floransa’dan Prof.Dr. Giovannangelo Camporeale, Kazım Mirşan ile bir hafta süren görüşmeleri sonrasında Etrüsk yazıtlarının Erken Türkçe olduğunu kabul etmiştir.
Ayrıca araştırmacı yazar rahmetli Adile Ayda, “Etrüskler Türk mü idi?” (Ankara 1974), kitabında da aynı konu işlenmiştir. Adile Ayda bu araştırmalarında özellikle Türkçe ve Etrüskçe arasında söz benzetmeleri yapmıştır.

Türkler ilk defa Anadolu’ya ne zaman girmişlerdir?
Türklerin Anadolu’ya ilk defa 1071 de Malazgirt zaferi ile girdiğini iddia etmek doğru değildir! Türklerin Orta Asya’dan başlayıp Avrupa içlerine kadar uzanan izlerine rastlanmasından anlaşılacağı üzere Anadolu topraklarının 7000 yıllık sahibi Türk’lerdir ve en köklü medeniyete sahip olan Türkler Orta Asya’dan Avrupa ve Anadolu’ ya, bir kısmı yine Avrupa’dan tekrar Anadolu’ya gelmişlerdir. Bunu İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, İsviçre, Romanya, Fransa gibi coğrafyalarda, bırakmış oldukları birçok tarihi eserlerde yer alan yazıların okunmasından biliyoruz.
Milattan önce Anadolu’da yaşamış ve çok gelişmiş kültürleri ile çevrelerindeki insanlara medeniyet aşılamış bir topluluk olan ve bugün “Frigler” olarak adlandırılanlar, Erken Türklerdir. Bunların Afyon-Eskişehir-Ankara-Uşak çevresinde bıraktıkları eserler hala ayaktadır. Frig’lerin günümüze kadar kalan en büyük eserlerinden biri Eskişehir ili Han Kazası Yazılıkaya Köyündeki “Yazılıkaya” anıtıdır. 

Etrüskçeye benzeyen Erken Türkçe ile yazılan Yazılıkaya Yazıtı 1965 yılında Etrüsk yazıtlarını okuyup 1970 yılında “Proto-Türkçe Yazıtlar” adlı kitabını yayınlayan Sn. Kazım Mirşan tarafından 1994 yılında okunmuştur. Etrüsk yazıtlarının Etrüsk alfabesine göre Türkçe okumasının yanı sıra 1998 Yılında “Etrüsklerin Tarihleri, Yazıları ve Dilleri” kitabını yazan Kazım Mirşan, Etrüsklerin dil ve inanç yapılarını da inceleyerek Etrüsklerin Türklüğü konusunu açıkça ortaya koymuştur.
Kazım Mirşan’ın “İskandinavya’daki Türk Yazıtları” kitabı İskandinav coğrafyasında M.Ö.2300-2700 yıllarına ait eserler üzerlerinde “Futhark” yazısı olarak bilinen yazıların tarafından “Erken Türk Yazıtları olarak okunmasını kapsamaktadır…

Psikolojik Savaş Faaliyetleri Altında Batının Türk Tarihine Bakışı:
1000 yıldan fazla süren İslamlık-Hıristiyanlık davalarının doğurduğu düşmanlık duygusu içindeki tutucu tarihçiler, bu davalarda asırlarca İslâm’ın öncülüğünü yapan Türklerin tarihini, kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye çalıştılar. Türk ve İslâm tarihçiler de Türklüğü ve Türk medeniyetini İslâmlık ve İslâm medeniyeti ile kaynaştırdılar; İslâmlıktan önceki binlerce yıla ait devreleri unutturmayı Ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Daha yakın zamanlarda Osmanlı İmparatorluğuna bağlı bütün unsurlardan tek bir millet yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk adının anılmaması, milli tarihin yalnız ihmal değil, yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesi yolunda üçüncü bir etken halinde diğerlerine eklenmiştir. Bütün bu olumsuz cereyanlar, tabii olarak, mektep programları ve mektep kitapları üzerinde bile etkisini göstermiş ve Türklüğün, çadır, aşiret, at, silah ve savaş kavramlarıyla eş anlamlı tutulması geleneği okul kitaplarımıza kadar girmiştir.18. yüzyıldan sonra üretilen Avrupa merkezci tarih teorisi, insanlık tarihini, eski Yunan-Roma uygarlıkları ekseninde açıklamış ve uygarlık mirasını da Asyalı ve Ortadoğulu kaynaklardan kopararak, Avrupa’ nın tekelinde göstermiştir. Batı Avrupa dışındaki halklar, bu arada Türkler uygarlık yaratan değil, uygarlık yağmalayan ikinci sınıf “barbar” ırklardan sayılmıştır.  
Gerçek Türk Tarihi bize şunu söylemektedir:
· İlk Alfabetik yazıyı Türkler buldu.
· 12 Hayvanlı Türk Takvimi Dünyadaki ilk takvimdir.
· İlk Ödüsleri (Devletleri) Türkler kurmuştur.
· Pusulayı, anahtarı, saati, kağıdı ve matbaayı Türkler bulmuştur.
· Avrupa medeniyetinin temelini oluşturan Etrüskler Türk’tür.
· Türk Topraklarının en eski sahibi Türklerdir. 
Kaynaklar :
a. Kâzım Mirşan
· “Türk Metriği“Kitabı
· “Prototürkçe Yazıtlar” Kitabı
· “ALTI YARIQ TİGİN” Kitabı
· “Prototürkçeden Bugünkü Kürtçeye” Kitabı
· “Urgun-Selene” Kitabı
· “Anadolu Prototürkleri” Kitabı
· “Astrofizik” Kitabı
· “BOLBOLLAR” Kitabı
· “Alfabetik Yazı Başlangıcı ve Glozel Yazıtları” Kitabı
· “Alfabetik Yazı Başlangıcı” Kitabı
· “Etrüskler” Kitabı
· “Türk Takvimi” Kitabı
· “Erken Türk Devletleri ve Türük Bil” Kitabı
· “Sölgentaş Mağarası” Kitabı
· “İskandinavya’daki Türk Yazıtları” Kitabı
b. Turgay Tüfekçioğlu
“Şeytan Üçgeni” Kitabı
c. Haluk Tarcan
“Ön-Türk Uygarlığı” Kitabı   
Amerikalı araştırmacı yazar GeneD.Matlock,"Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz'"adlı kitabınıda okumanızı tavsiye ederim…
Not:Yazının hazırlanmasında kaynak vererek yardımcı olan Cemal Polat arkadaşıma teşekürü bir borç bilirim...